CHP VE HALK...

Cumhuriyet Halk Partisi halka inmeli diyenlerin atladığı bir husus var, hemde önemli bir husus. Nemi o ? CHP zaten halkın partisi ve Türkiye Cumhuriyetini kuranların partisi. Yalnız bazı yöresel yöneticilerinin halktan uzak duruşları veya halkın o kişilerden uzak duruşları neticesinde bu yakıştırmalara maruz kalmış son yıllarda.
Yukarıdaki fotoğraf Kadıköyde referandum öncesinde çekildi. Teyzenin yakasındaki CHP rozeti bir çok kişidekinden daha anlamlı ve zarif durmuyor mu ? Genel başkanımız Kılıçdaroğlunun partiye katılımları arttırdığının  ve arttıracağından eminiz. Bunu sokaklarda gezdikçe yaşıyor ve görüyoruz . Bizler artık bazı çekişmeleri bırakarak daha çok çalışmalı ve daha çok halk ile kucaklaşmalıyız. Yapacak o kadar çok iş var ki , zaman bizler için en kıymetli unsur şu günlerde. İnsan merkezli çalışmalı ve üretmeliyiz.  Ocak ayı ve yeni bir yıl CHP için çok önemli.  2011 seçimlerinde Tek başına iktidara Kılıçdaroğlu ile çok yakınız, Yeterki inanalım ve çalışalım.  

CHP VE CUMHURİYET...

 
Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ATATÜRK , bir şeyi çok iyi biliyordu. Onu korumak ve muhafaza etmek daha da zor ve çetin olacaktı. Bunun için onu en güvendiği kişilere yani gençlere emanet etti. Kurduğu  partinin adınada daha ilan edilmemiş Cumhuriyetin adını vermişti.  halk fırkası. Çünkü Halk Cumhur demekti daha o zamandan Atatürk fırkaya Cumhuriyet adını vermişti.
Bakın Cumhuriyetin 10. yılı için başılmış olan 1923-1933 kitabında  C.H.F Prensiplerinin doğması, yaşaması ve ilerlemesi başlığı altında neler yazıyor...
Cumhuriyet halk fırkası bu sefi 1919 mayısında Anadoluya geçmiş olan büyük Mustafa Kemalin dahi ve kahraman sahsiyetinde bulmuştur. Filhakika yaratıcı şef vatanı kurtarmak için bütün bir milleti tek maksat etrafında toplayarak Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyetini kurduğu zaman
C.H. Fırkasının temellerini atmış bulunuyordu. Bilahare Halk Fırkası adını alan Müdafaayı Hukuk Cemiyetinin o zaman tek bir gayesi vardı: Düşmanı yurttan atarak milletin hakiki istiklalini kazanmak.
....
Bundan tam on yıl evvel 29. Teşrinievvel . 1923 saat 20,5 de Büyük millet meclisinin kabül ettiği bir kanunla Türkiyede CUMHURİYET ilan olundu .Ve büyük reis Gazi Mustafa Kemal ittifakla yeni Türkiye Cumhuriyetinin birinci Cumhurreisi seçildi.
CHP ye bugün daha fazla görev ve dikkat gerekiyor. Çünkü CHP Cumhuriyeti kuran ve onu koruyacak bir parti, dün vazifesi ne ise bugün de aynı.

SUADİYE SUADİYE...

Benim size anlatacağım benim eski Suadiyem. Çünkü benden eskisi de var ve hep var olacak. Evimiz şimdiki mark spencerin eski Atlantik sinemasının sokağındaydı; ne güzel sinemaydı Atlantik. Güzel bir film geldimiydi akşam 9.15 seansında, bütün Kadıköy halkı sanki orada olur veya bize öyle gelirdi. 9. Sıra biz sinemanın müdavimlerinin en tercih ettikleri sıraydı , ara boşluğu olduğu için önünüz hiç kapanmaz bembeyaz perdeyi rahatça görürdünüz. Salona girdiğinizde kırmızı deri koltukların kokusunu bugün nerde duysam tanırım. Film başlamadan önce sinemaya asalet veren ağır kırmızı kadife perdelerin gong sesi ile açılmasını büyük bir heyecanla izlerdik. Film arasında satıcının tahta kutuya bozuk para ile vurarak Alaska frigo diye dolaşması dün gibi gözümün önünde. Bu sinema tarihte şaşkınbakkal adının ünlenmesine sebep olan bakkalın, yani kervan geçmez bir yere bakkal dükkanı açılan yerdeydi . Sinemanın adı ise kurucusu Ahmet Koşarın Danimarka ya gemi almak için gittiğinde kaldığı otelin ismi olan Atlantikten geliyor . Sinemanın altında biz çocuklar için rengarenk dükkanlar vardı. Nis pastanesi, Yedikardeşler lokantası, dede şarküteri, Atlantik foto bende en fazla iz bırakanlar. Burada bu müesseseleri isim olarak geçiyoruz ama bunların her biri üstüne bir kitap yazılabilir. Birde sinemanın temizlenmesi için yere dökülen ve fırça ile süpürülen talaşları hiç unutamam , o talaşlar bende hep at hayvanını çağrışım yapardı. Belki buna yazın sinemanın köşesinde bekleyen faytonlar sebep oluyordu. Sinema çıkışında sokak içindeki seyyar arabada şiş ekmek yapan şişçi mustafanın küçük çöp şişlerini en güzel kebapçıda yiyemezdiniz. Ufak ufak doğranmış domatesler ve ev yapımı ayranın tadı bu gün fabrikasyon olan ürünlerde yok. Atlantik sineması dağıldığında Bağdat caddesinde küme halinde insanların neşeli sohbetleri , kestane kokusu ile karışır ve o zaman geliş gidiş olan cadde trafiği hareketlenirdi. Daha sonradan açılan Suadiye sineması ise şimdiki Çarşı mağazasının bulunduğu yerdeydi, yani Atlantiğin tam karşısında. Suadiye sineması Türk filmi oynatır ve Atlantik sinemasına göre daha sönüktü. Belki bunda o zamanlar Atlantikte olan konserlerin payı fazlaydı, Barış mançoyu ilk orada izlemiştim. Suadiye sinemasının O pasajında ise aklımda kalanlar tam sinemanın giriş yönünde bulunan Nezih kitapevi, Buhara et lokantası ve kuaför 9 du. Meşhur berber İbrahimi (kanburu) burada tanımış ve sevmiştik. İki sinemanın arasından geçen Bağdat caddesinde ortada o zamanlar refuz vardı ve karşıdan karşıya geçmek için en uygun alan burası idi. Sinemanın altındaki migros ilk gördüğümüz marketti. Birde mahallemize gelen mağaza şeklindeki migros satış arabaları ve onların içine sinmiş alış veriş kokusu hala hafızamda. Biz şanslı çocuklardık, bakkal, manav, kasap, nalbur gibi dükkanlar bizim çocukluğumuzda Türkiye ekonomisine yön veren esnaftı. Bunlar sanki bizim ailemizden birileri idi, onlar ticari yönlerinden önce bizlerin bakkal, manav, kasap amcaları idi. Sağlık konusunda mahallenin sorumlusu fenni sünnetçi Yılmaz Tortopoğluydu. Her zaman ilk müdahaleyi kendisi yapar onu aşan konularda Numune hastanesine havale ederdi. Hizmet ve yoğunluk bakımından Haydarpaşa numune şimdiki özel hastanelerden daha mükemmeldi. Şimdi bakıyorum da çağımız alış veriş çağı olmuş ve her yer market ve sanal lezzetler merkezleri ile dolmuş.Ama ne lezzeti var nede tadı. Gıdalara katılan maddeler ile koku ve lezzet sanallaşmış durumda. Bizim çocukluğumuzdaki mahalle manavında satılan kırmızı domatesi kestiğiniz anda bütün odayı bir domates kokusu kaplardı. Domatesin tadı kendinden ziyade yeşil çekirdeklerinden gelir , o domatesten yapılan ketçapla yenen makarnanın tadı büyümemeniz için başlı başına bir nedenmiş. Mahallede herkez birbirini tanır mahalle köpekleri bile isimleri ile anılırdı. Bobi ve karabaş bizim mahallenin efsaneleriydi. Hacı ile sarhoşu aynı masada sohbet ederdi. Tek farkı sohbet bittiğinde sarhoş meyhaneye ,hacı camiye giderdi. Fenerlisi ,Beşiktaşlısı beraberce maça gider ,tribünde ayrılılır , dönüşte aynı vasıta ile eve dönülürdü. Kalaycılar sokaklarda dolaşır, yorgancılar yorganları havalandırır , terzilerde eskiler yenilenir, ayakkabılar sinemanın köşesinde boyatılırdı. Çılgınca alış veriş yoktu, babam eve file veya iki kese kağıdı ile gelir ama bugün torbalarca yapılan market alış verişinden daha bereketli olurdu. O zamanlar murat 131 , Renault 12 en lüks otomobildi , onlardan aldığım keyif bu günün en lüks arabasında yoktu. Peki bize ne oldu ? İleri diye nereye gittik ? Modernleşiyoruz derken özümüzümü yitirdik ?

BİR KAP SU, BİR KAP MAMA...

Bu gün 4 Ekim. Hayvanların günü. Etrafınıza baktığınızda o kadar ezilmiş ve size ihtiyacı olan hayvan göreceksinizki siz bile şaşıracaksınız. Bağdat caddesinde son zamanlarda dükkan sahipleri dükkanların önüne iki kap koyuyor. Biri mama biri su , birazda sevgi hayvan dostlarımızın bizden istediği. Bu gün göstermelik bir sürü tören ve konuşma izleyeceğiz. Birde yeni bir ev sahibi olunca  veya yeni bir yere taşınınca ilk o bölgedeki hayvanları  yok etmek veya başka bölgeye yollamak isteyen sonradan görmeler yokmu . Bu gün o kişilerde o palavra törenlerde törenlerin yağdanlıkları olacaklardır. Oysa o hayvanlar öbür hayvanlardan daha önce o bölgede yaşıyordu, ama paraları olmadığından mülkiyet sahibi olamamışlardı. Elektirikli sandalye ilk 1988 de denendi biliyormusunuz ? Medeniyetin beşiği New York şehrinde hemde.İlk denemede 300 woltluk bir akım ölüme yeterli olmadı. İkinci deneme 400 wolttu yine ölüm gerçekleşmedi ama spazm ve kramplar çoğaldı. Üçüncü denemedede ağızlık parçalandı ve ağızdan köpükler geldi. Dördüncü denemede  Dash adındaki köpeğin işi bitmişti. Dashı idam edenler vicdanlarını onun sokakta iki kişiyi ısırdığını söyleyerek rahatlatıyordu.

TEŞEKKÜRLER...

Referandum bitti. Bu konuyla ilgili derin değerlendirmeleri önümüzdeki günlerde yapacağım. Ama kısaca Kadıköy halkı %75 ile Caddebostan mahallesi ise %86 ile hayır dedi.Katılım malesef azdı . Kim kazandıya gelince ilerideki günlerde ortaya çıkacaktır. Bazen insanlar kazandım derken kaybettiğini veya kaybettim derken asıl kazanan olduğunu zamanla anlıyor. Ama bu referandumun asıl galibi yukarıdaki resimdeki hanımefendidir. Solunum cihazı elinde, oksijen maskesi takılı vaziyette oyunu kullanmaya caddebostan ırmak okuluna geldi. TEŞEKKÜRLER , referandumun asıl galibi odur, o başı dik ve onurlu bir şekilde bu ülkede hem iktdarı hemde muhalefeti eleştirebilir. O yastığa kafasını koyduğunda huzurla uyuyabilir. Darısı yaz tatilinden çıkıp da bayram tatilini bahane ederek  ne evet ne hayır diyen 365 gün tatil yapanlara.

BİR OY ÜLKE KURTARIR...

Referanduma 6 gün kaldı. Hangi sandıkta ve okulda oy kullanacagınızı lütfen  ysk.gov.tr  adresinden kontrol ediniz. Oy verirken oy pusulanızı tercihinizi yaptıktan sonra ters istikamete katlayarak mürekkepin ters tarafa bulaşmasını önleyiniz. Oy vermeye giderken Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan`; nufus cüzdanı , resmi daireler veya iktisadi devlet teşekküllerince verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlenme cüzdanı, sürücü belgesi gibi kimliğini tereddütsüz ortaya koyan resimli, resmi nitelikteki belgelerden birini başkana  vererek seçmen sıra numaranızı belirtiniz. Şeçim tüm yurtta sabah 08:00 ile akşam 17:00 arasındadır. Unutmayın , bir oy bir sandık, bir sandık bir okul, bir okul bir mahalle ,bir mahalle bir ilçe ,bir ilçe bir şehir ,bir şehirde ülkeye büyük hayır sağlar.

AMİGO'DA HAYIR DEDİ...

Referanduma az kala herkez yönünü belli ediyor. Bağdat caddesinin Amigo lakaplı siması Vural bu referandumda HAYIR diyeceğini açıkladı. " Ülkenin zor bir dönemde olduğu için Hayır, bana sorulmadan hazırlanan bir anayasa için hayır " diyen Vural " Bayramda çifte bayram yapacağım" dedi.

ROMADA NERDE OY KULLANIRIM...

Oy vermeye 15 güne yakın bir süre var... Oy vermek veya vermemek. Kim oy verdi bunlara ? diye soranlar, haydi sandığa. Caddede şeçim standında durduğumda en çok duyduğum soru;
_ Evladım havaalanında oy kullanabilirmiyim ?
_Yurt dışındamı oturuyorsun teyzeciğim?
_yok o tarihte Romaya gidiyorumda.
_Malesef, bir dahaki seçime.
Aslında Roma, milano, paris gibi şehirlere birer sandık koymak lazım. Bodrum kalesinede sandık konabilir, hatta plajlarada konmasında bir sakınca yok. Artık uyanın lütfen, bir oydan ne olur demeyin, oluyor işte. Herkez üstüne alınmasın, ben seyahatinide iptal edeni veya o tarihte dönenide biliyorum. Herkezin çok ama çok çalışması lazım bu seçimde. Katılımın artması lazım. Hayırda çıksa Evette çıksa adam gibi çıkmalı.Halkın  Yarısının oy kullanmadığı bir anayasa oylaması her zaman tartışılmaz mı ?  Zaten şansa..!!! Ramazan sonrasına , bayrama, sıcaklara, okul tatilinin bitmesine 1 hafta kalaya, memur atamalarının yoğun zamanına gelmedimi ? Gelin 13 Eylülde aynaya baktığınızda Türkiyeyi kurtaran adamı görün. Lütfen oy kullanın, tatil her zaman yapılır.

SANDIĞA GİDİN...

Referanduma sayılı günler kaldı. Hala niye hayır diyeceğiz diyen insanlar fazlaca ortada. Bu demek oluyorki son 2 haftada referandum asıl şeklini alacak . Evet çıkması dünyanın sonu değil, genel şeçimler yakında ama beni asıl ürküten amaçsız insanların çokluğu. Herkez iktidardan şikayetçi, herkez diyorki kim oy verdi bunlara ? Peki bende buradan soruyorum ,... Kim oy vermeye sandığa gitmiyor ? Kim oy bile kullanmadan herkezi eleştiriyor ? Yerel yönetimler ve milletvekilliği adaylığındaki adaylar , neredesiniz ? Kim tatilde ve kim bayram tatili proğramı yapıyor ? Sandık önünüzde , çalışmayın , konuşmayında ama o gün gelin ve oyunuzu verin. Palavra atmakla, hep aynı insanlara anlatmakla bu işler olmuyor. Sessiz yığının sesi bu seçimde Kılıçdaroğlu diyecek, Hayır çıkarsa halk bazılarına bir ders verecek... Anlayana... Baykalı beyenmeyenler, CHP yi gençlerden uzak diye eleştirenler, Kim oy verdi diyenler, allah aşkına en son ne zaman oy verdiniz ve kime verdiniz ? Anlamak istemeyene ne kolay sorması , neden Hayır demesi...  Bize ve kendinize bir iyilik yapında sandığa gidin. Bizde görelim içimizdeki sezarları...

HALKIN ÇOCUĞU...

Türkiye referandum yolunda hızla ilerliyor. Evet veya Hayır gibi iki kelime Türkiyenin anayasasında bazı maddeleri değiştirecek ama Türkiyenin bu referandumdaki en büyük kazancı CHP nin yeni genel başkanı sayın Kılıçdaroğlu olacak. Karadenizdeki fındık bahçelerinde halkla fındık toplayan , Tekirdağda halka karışan Kılıçdaroğlu gelecek genel seçimlerin galibi gibi. Çok düz demeçler veriyor, Türkiyede hiç bir çocuk yatağa aç girmeyecek, dokunulmazlıklar kalkacak, seçim barajı inecek bunlardan sadece bir kaç tanesi. CHP asıl şimdi birlik olmalı ve genel başkanın etrafında tek vucut olmalı.

NE HAYIR NE EVET...

12 Eylül 2010 tarihinde Türkiye sandığa gidiyor. Sandığa gitmeyenlerin etkin rol alacağı bir süreç bu. Tarih değişik 12 Eylül, herkezin yazlıkta ,yaylada ve tarlada olduğu bir tarih. Haritada CHP nin üstün olduğu kıyı kentlerimizin turizmle en yoğun uğraştıkları zaman. Okulların açılışıda bayram sonrasına bırakıldı ? Malesef  432.057 seçmenin oy kullanması gereken Kadıköyde yerel seçimlerde 343.422 seçmen oy vermeye gitti , yani 88.635 kişi oy kullanmadı. Chp nin ardından 2. parti oldular oy kullanmayanlar.  Bir oydan ne olur demeyin, akp 70.000 oy aldı kadıköyde chp 250.000. Ama bu referandum olduğu için her fazla oyun az olan bölgeye kayacağını unutmayın.  Oy vermeyen sakın sonradan şikayet etmesin. Kim bunlara oy vermiş demesin. Kim oy vermedi demeliyiz, kim sandığa gitmedi.  Oy vermeyen doğmamış torununun, atanmamış öğretmeninin, emekli olmuş aile bireyinin hakkını arayamaz. Gelin bu referandumda bir HAYIR yapın, oy kullanın.

DENİZ İNSANI...

Hayatta geç kalınmış diye bir kavram yoktur ama bakan körler vardır. Tarihte Kadıköyede körler ülkesi denilmemişmiydi ? Neymiş yerleştikleri kıyının karşısı dururken oraya yerleşmişler. Peki bugün neden Kadıköylüyüm derken övünüyoruz. Çünkü Kadıköy bir deniz yerleşimi ve modern kafalı insanların yaşama yeri. Bitezin hemen yanıbaşındaki cennetten bahsetmiştim sizlere. Hani cennet varsa burasıda denizidir  demiştim. Gelelim geç kalmamasına insanın , Hepimizin tanıdığı ve deniz araştırmacısı denince  aklınıza gelen Cousteau varya, 24 yaşında geçirdiği trafik kazasına kadar denizi tanımazdı. Doktorunun tavsiyesi ile kollarını kuvvetlendirmek için Akdenizde yüzme eksersizlerine başladı. O güne kadar fransız kara kuvvetlerinde topçu bir subay olan Cousteau ya bir arkadaşıda gözlerini tuzdan korusun diye bir deniz gözlüğü armağan eder ve onun büyüleyici deniz altı ile tanışması başlar. Bazen başımıza gelen bir felaket bize aslında iyiliktir.İkinci dünya savaşı bitimindede kaşif olarak diğer insanlarada bu büyüleyici dünyayı tanıtmaya karar verdi. Demekki neymiş ? Bir deniz gözlüğü ve gözlerdeki perdeyi kaldırarak etrafımıza daha değişik bir pencereden bakabilme yeteneği. Bodruma geldiğinizde cıvık cıvık plajlarda kavrulacağınıza serin ege denizinde bakir koyları kesfedin. İhtiyacınız olan bir deniz gözlüğü .Bakarsınız dünyaya bakışınızda değişir ve sizde gözlerinizi açar ve etrafınızdaki renkleri farkedersiniz. Deniz insanı olursunuz kadıköylüler gibi.

CENNETİN DENİZİ...

Bitezden yaya olarak yaklaşık 30 dakika sonra akvaryum koyuna varabiliyorsunuz. Tabiki yol doğal ve spor amaçlı. Karşınıza çıkan o muhteşem koy ve deniz bütün yorgunluğunuzu alıveriyor birden. Kekik kokuları ve adaçaylarıda bütün yol size eşlik ediyor. Bu doğal güzelliği sizlere önümüzdeki günlerde detaylı olarak anlatacağım. Kısaca eğer cennet varsa burasıda cennetin denizidir. Gelin bu pazar kendinize bir kıyak yapın ve cennete şöyle bir göz atın...

ÜSTÜNE BİR ÇAY İÇELİM...

Bazı işler vardır ki iş olarak görülmez. Gönülden bir istek ve huzurla yapılır. Bazı işler ise iştir ve mecburen yapılır gider.
Hindistanda da çok ünlü bir ressam varmış. Bu ressamın eserleri herkes tarafından beğenilirmiş. Ona "renklerin ustası" anlamına gelen Ranga çeleri adını takmışlar. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raçici eğitimini tamamlamış ve ona son resmini götürmüş. Ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga çeleri ona " Sen artık ressam sayılırsın, Artık senin resimlerini halk değerlendirecek . Sen bu resmini al ve şehrin en kalabalık meydanına git. Yanınada kırmızı bir kalem koy ve halktan resmin beğenmedikleri yerine kırmızı kalemle çarpı koymalarını iste. " demiş. Raçici isteneni yapmış ve birkaç gün sonra resmin başına döndüğünde resmin kırmızı çarpı işaretlerinden görülmediğini görmüş. Çok üzülmüş ve resmi bırakmayı düşünmüş ama Ranga çeleri ona " Resmi bırakmaması gerektiğini ve bir resim daha yaparak aynı meydana koymasını bu sefer bir yazı yazarak halktan beğenmedikleri yeri düzeltmelerini isteyerek boya ve fırçalarıda yanına bırakmasını istemiş" Bir kaç gün sonra resmin yanına döndüğünde resmin aynen durdugunu görmüş. Kimse dokunmamış. Hemen Ranga çeleriye dönmüş. Ranga çeleri ona. " Sevgisiz bir eleştiri sağanahı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar bile gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci konumda ise onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı , cesaret edemedi. Sevgili Raçici mesleginde usta olman yetmez, bilgede olmalısın.Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenlerle tartışma... " demiş.
Sizde uyanık olun ve en iyisi üstüne bir çay için...

AŞK BÖCEĞİ...

Ağustos ayı yaklaştı. Ortalıkta bir ses, cır cır cır... kiminin cırcır , kiminin ağustos böcekleri şarkı söylüyor. Kış gelincede ya açlıktan ölecek yada karıncayı yiyerek hayatta kalacak. Oysa gerçek çok dramatik. Yaza doğru ağustos böceği bir kurt olarak yumurtadan doğar. Kanatlı hale geldiğinde dişi olanı yumurtalarını ısıtmak için tünediği dalda sırtındaki halkaları birbirine sürter, işte herkezin ağustos böceğini ötüyor zannettiği ,aslında karnından çıkardığı ses odur. Anne kendini ısıtarak feda eder ama yumurtalar böyle olgunlaşır. Kış geldiğinde bu dünyadan çoktan çekmiş gitmiş olur. Bir sene sonra onun bıraktığı yumurtalar gene senfoniye başlar. Ağustos böceği ismi bence anlamsız ve bu fedakar böceğe haksızlık. Gelin bu böceğe Aşk böceği diyelim, karıncayı her zaman kahraman yaptık ama asıl kahramana hep haksızlık etmedik mi ?

BİTEZİ SEVMEK...

Bitezi sevmek. Aslında belkide çocukluğumuzu aramak tarihte. Eski İstanbul , eski marmara ve eski insanlar. Bozulmamış bir çevre (kısmen) ve dostluklar. Ben yetmişli yılların suadiyesinde sanki bu günkü bitezi yaşamıştım. Sonra , elinizden kayıveren ve alınan bir oyuncak sanki o günler. Bitezliler çok uyanık ve dikkatli olmak zorunda , yoksa ne para , ne zaman bitezi geri vermez.
Bakın yıllar önce İstanbulu ziyaret eden romancı Edmondo de Amıcis (1846-1908) kaygılarını nasıl kağıda döküyor. " Valide sultan köprüsünden İstanbulu seyrederken aklıma sıklıkla aynı soru geldi. Acaba bu şehir bir, iki yüzyıl içinde ne hale gelecek ? Çok yazık...  Güzelliğin modern medeniyete kurban edilmesi süreci o zamana kadar çoktan tamamlanmış olur. İstanbulu gelecekteki haliyle görebiliyorum , yeryüzünün en güzel şehrinin kalıntıları üzerinde , doğunun Londrası kasvetli ve tehtidkar bir görkemle yükselecek. Tepeler bir hizaya gelecek , korular kesilecek , parlak renklere boyalı evlerin yerinde yeller esecek, ufuk her taraftan yüksek ve sert hatlı apartman bloklarıyla kapanmış olacak. İşçilerin konutları ve atölyeler , binlerce fabrika bacası ve çan kulesinin arasında tek tük kalacak. Uzun , düz ve düzenli caddeler İstanbulu ızgara gibi , on devasa semte bölecek, telgraf telleri , gürültülü kentin çatıları üstünde , tıpkı kocaman bir örümcek ağı gibi çaprazlar örecek. Valide sultan köprüsünün üstünden gün boyunca silindir şapkalar ve kasketlerden oluşan siyah bir sel akacak, Topkapının gizemli tepesi bir zooloji parkına , yeditepe kalesi bir hapishaneye bakırköy doğal tarih müzesine dönüşecek. Hepsi bir araya gelince sonuş sımsıkı ,geometrik , faydalı gri ve çirkin bir şehir olacak. Kocaman karanlık ve daimi bir bulut Trakyanın güzel , ne artık dindarların dualarının , ne aşıkların sefkatli bakışlarının , nede şairlerin şarkılarının yükselmeyeceği göğünü örtecek....

MİSS GİBİ...

Müsgebi yani misgibi Ortakentin eski adı. Müsgebi gene mis gibi kokuyor. Bodrum mandalinasının o kendine has ,kendine özel kokusu tüm yarımadaya yayılmakta. Mandalina bakım ve özen isteyen bir meyva. Bir çocuk gibi onunla ilgilenmek ve onu sevmek gerekiyor. Bodrum mandalinası artık marka olma yolunda, o enfes parfüm yakında tüm barlarda votka ve cin ile aranan bir içecek olacak. İtalya bunu yıllar önce başardı. Amalfide turistlerin olmazsa olmazı lemoncello likörleri tüm havalimanlarında ve luks otellerin barlarında güney İtalyanın parfümü gibi. Ali kelle ve faik amca gibi gerçek bodrumlularda yakında mandalinayı güney egenin parfümü haline getirecekler. Cevat şakir "Aganta burina burinita "da ne güzel anlatmış Bodrumu. " Palamut burnundan kalktık tekin burnuna dolaşınca Bodrumdan portakal ve mandalina ağaçlarının kokusu geliyordu. Oysa onsekiz mil açıktaydık. Gözlerim bağlı olsa bile memleketimi güzel kokusuyla bulurdum. Bodrumun önünden geçerken canımın canı masmavi kıyı gözlerimin karşısında gönlümce uzanıyordu. Denizin mavisi üzerinde o kadar temiz ve duru bir aktı ki  . Akşam olduğu için ışık sive değiştirdi kent beyazken açı mavi oldu..." İşte böyle, daha güzel nasıl anlatılabilir.Bodrum mandalinası gazozunda emeği geçen herkesi kutluyorum ve onlara markalarına verilecek ufak rakamlara tenezzül etmemeleri konusunda küçük bir tavsiye vermek istiyorum. Bodrum markası taa karyalılara uzanır ve paraylada satın alınamaz. Onu alacak ne para nede banka daha basılmadı ve kurulmadı.

BİTEZ BELEDİYESİNDEN ÇEVRECİLİK DERSİ...

Kamuoyu tepkisi etkisini gösterdi ve zeytinlikler, maden arama alanı olmaktan kurtuldu. Meclis Genel Kurulu’nda önceki gece sabaha karşı geçen Maden Yasası’nda yapılan son dakika değişikliğiyle, zeytinlik alanlarda da maden aranmasına izin veren düzenleme metinden çıkarıldı. Madde, zeytinliklerde madenciliğin yanı sıra petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetlerine de izin veriyordu. (Hürriyet)

Yukarıdaki haber , Bitez belediyesinin  çevreci olarak yaptığı mücadelenin sonucudur. Bitezdeki insanlar işlerini güçlerini bırakarak teknelere doluştular ve adaboğazına giderek zeytin ağaçlarını korumak için mücadele verdiler. Kendilerini gönülden kutluyorum. "Bitez değerlerine sahip çıkıyor " sloganı ile bitezliler bırakın bitezi tüm Dünya değerlerine sahip çıktı.

DERENİN İNTİKAMI... 2010 SEL KÜLTÜRÜ BAŞKENTİ...

İstanbul yani 2010 kültür başkenti gene yağmura teslim oldu. Ben kültür başkenti bahanesiyle harcanan paralara şimdi daha bir başka acıyorum. Bırakın İstanbulu , tüm anadolu her an sel altında kalabilir. Aslında sizlere bugün Bitezdeki "Adaboğazı doğa mirası zeytin ağaç varlığını yaşatalım. " sloganıyla çıkmış ve doğayı korumanın önemini idrak etmiş insanları yazacaktım ama , malesef doğa İstanbulda yine can aldı. Bir ülkenin en başı eğer "derenin intikamı" derse , vatandaş ne desin. Nasıl bu yataklara yapılaşma yapılmasına izin verildi ? Ataşehir ile kadıköy bölünürken bizim itirazımız buna olmuştu. Plansız ,proğramsız sırf  böldüm mantığına biz bundan karşı çıkmıştık. Bedeli 1 can oldu. O ruhsatları verenler şimdi nasıl uyuyacaklar, bu kadar zormu dereleri ıslah etmek ? Havahi fişek atmaya benzemiyor herhalde. 2010 İstanbulda kültür değil ama sel kültürü şehri oldu. Başımız sağolsun.